Biden’ın Soykırım Politikası

ABD Başkanı Joe Biden’ın sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısını imzalaması konusu önemlidir. Sıcak ortamı soğutma niyetine dayalı görüş ve niyetler yanlıştır. Bu konuyu çeşitli boyutlarıyla irdelemeye devam etmeliyiz. Hatta uluslararası boyutlarıyla ele almalıyız, başka örneklerle birlikte değerlendirmeliyiz. ABD yönetimine tam bir karşı koyma duruşu içinde olmamız gerekir. Önemli bu konunun ülkemizde henüz tartışılmayan boyutu var mı? Başkan Biden’ın yaptığının adı “soykırım politikası” ise biz neler yapmalıyız?

Jeffrey D. Sachs ve William Schabas’ın Project Syndicate’de 20 Nisan 2021’de yayımlanan Sincan Soykırımı İddiaları Gerekçesiz başlıklı makalesi bana ABD’nin, Joe Biden yönetimiyle birlikte, küresel manada bir “soykırım politikası” yaptığını çağrıştırdı.

Bilindiği gibi soykırım sözcüğünün kullanılması tamı tamına hukuksal yargıya dayalı çok ciddi bir konudur. Soykırım, “suçların suçu” olarak bilinir. Rastgele kullanılacak bir sözcük olmadığı açıktır. Olaylara politik gözle bakmak yanlıştır. Ancak Biden, “Ermeni soykırımı, Sincan soykırımı…” diyerek bu sözcüğün kullanımını bayağılaştırmak istiyor kanısına vardım.

Biden soykırım sözcüğünü kullandığı ülkelere “yaptırım” uygulamakla ilgili müteakip bir adım geliştiriyor. Bahse konu makaleden çıkarım yapıyorum, Biden demeye getiriyor ki: Çin, Sincan bölgesinde Uygur toplumuna soykırım yapıyor, biz de en uygar toplum olarak bu durumu cezasız bırakmayalım ve (örneğin) 2022 Pekin Kış Olimpiyatları’nı protesto edelim. Bu etkinliğe “Soykırım Olimpiyatları” yakıştırması yaparak aslında Biden hukuken çok kritik olan bu sözcüğü neredeyse günlük yaşama ve politik dile yerleştirmek niyetindedir.

ABD bir politika geliştirirken önce çeşitli resmi dokümanlarında konuyu irdeler, resmeder, hafızalara yerleştirir. Çin, ABD’nin “düşman” ülke sınıfındandır ve bunu Ulusal Güvenlik dokümanlarında açıkça yazmaktadır. Sincan ile ilgili olarak nereye bakacağız? ABD Dışişleri Bakanlığı İnsan Hakları Uygulamaları Ülke Raporları Çin’i Sincan’da soykırım yaptığı suçlamasını içeriyor. Öyleyse ABD diplomasisi her fırsatta bu konuyu belgelerinde işaret ederek uluslararası bir algıyı da yerleştirmiş oluyor.

İnsan Hakları Uygulamaları Ülke Raporları’na daha dikkatlice bakılırsa, uygulanan yöntem aslında Çin’i değil, ilgili gördüğü yöneticileri (başkan, vali, parti yetkilisi,) suçlamaktadır. Hukuki yeterlilikte bir kanıt olmasa da rapor yazma tekniğiyle birlikte iddiasını değerlendirmelerle dillendiriyor. Vurguladığı sözcükler ise, insan hakları, mülteci, özgür seçim, şeklinde oluyor.

Bakın buradan anladığım şudur: ABD politikasını (soykırım politikasını) resmî belgelere yazarken kasıtlı bir yöntem izliyor ve bu yönteme göre belli isimler üzerinden ilerlemekte, değerlendirmeler yoluyla suç isnat etmeye çabalamakta ve kendisi için politik önemi olan sözcükleri tekrarlamaktadır, daha da ileri giderek bir yaptırım önerisi geliştirmektedir, kendince bir ceza uygulamasına girmektedir. Yöntem budur.

Uygur bölgesi konusu bizler için de önemlidir, nasıl Anadolu’da Ermeni nüfus önemliyse. Ben burada hukuki derinlikteki bir irdelemeyi analiz etmiyorum. Ancak Biden bu konuyu küresel politikasında gündeme yerleştirdi.

Uygur bölgesi hakkında bilgiler var ancak uzmanları ifadeleri çerçevesinde bunlar yapılan soykırım tanımına göre tam bir karşılık oluşturmuyor. Bu tip konularda neler yapılmalı? Teknik ekipler kurulmalı, isnatta dayalı hassas çalışmalar yapmalı, belgeler toplamalı, konu mahkemelere gelmeli, mahkeme sonuçları netleşmeli, buna dayalı olarak bir değerlendirme yapılmalı.

Dünyada en ağır suç ifadesi olan soykırım sözcüğü önce sıradanmışçasına kullanılıyor ve buna dayalı bir politika uygulanıyor. Biden, böylesi ağır itham içeren ve toplumları, milletleri çağlar boyu utandıracak türden bir konuyu ne tarih ne hukuk ne de başka bir şeyle irtibatlandırıyor, o sadece politika yapmakla ilgileniyor.

ABD’nin bu soykırım yakıştırmalı konusuna sadece politika olarak bile bakılsa durum ciddidir. Soykırım suçlaması asla hafife alınmaz. Terimin uygunsuz kullanımı jeopolitik ve askeri gerilimleri tırmandırabilir. Üstelik Holokost gibi soykırımların tarihsel belleğini değersizleştirebilir ve böylece insanlığın gelecekteki soykırımları önleme yeteneğini engelleyebilir.

Soykırım, BM 1948 Soykırım Sözleşmesi ile uluslararası hukuka belirleyici hüviyetle girmiştir. Buna bağlantılı olarak müteakip yargı kararları alınır. Her ülke, ABD de dahil, anılan sözleşme hükümlerini ciddi bir değişiklik yapmadan kendi iç mevzuatına dahil etmiştir. Yaklaşık yarım asırdır önde gelen BM mahkemeleri bu tanımın; ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubun kasıtlı ve fiziksel olarak yok edilmesine ilişkin çok yüksek bir standartta kanıt gerektirdiğini ortaya koymaktadır.

Çin yönetimi ne yapıyor? ABD’nin soykırım diyerek başlattığı politik kampanyasına dayalı uluslararası gözlemcilerin ön yargıya dayalı bir biçimde suçların işlendiği bildirilen ve kamplar olarak ifade edilen yerlere girişlere ve incelemelere izin vermiyor. Kendi fikrince, “Burada söylediğiniz soykırım hiç yok, olanlar başka türlü suçlarla ilgili, hatta bazıları terör kapsamında, iç hukuku işletiyorum, size ne?” diyor. İddialar ve yapılan işlemler nedir, bunların araştırılması bir konu, ama Çin tarafında ilk planda soykırım ifadesine bir karşı duruş var.

Uluslararası Adalet Divanı, Hırvatistan’daki acımasız etnik temizlik kanıtlarına rağmen, 2015 yılında Sırbistan’a yöneltilen soykırım suçlamalarını reddetti. Neden? Soykırım vakıalarında uluslararası mahkemeler iş görür. Bunlar çapraz değerlendirmelerle ve kanıt incelemeleriyle dolu bir mahkeme sürecini işletirler. “Böyle de düşünülebilir” gibi bir yaklaşıma mahal bırakılmaz. İnsan hakları ihlali olmuş olabilir. Ama soykırım olup olmaması çok taraflı incelemelerle ele alınır. Burada önemli görülen “yok etmek” ile ilgili veya “yeni doğumları engellemek” ile ilgili neler yapıldığının kanıtlarının sabit olmasıdır. Yok etmenin veya o gruptan insanların (örneğin ırkın) üremesine engel olacak önlemlerin kanıtları ile otoriteye boyun eğdirmenin kanıtları başka türlü değerlendirilir.

Çin, Uygur konusunda BM İnsan Hakları Özel Raportörleri çalışmalıdırlar. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin lafzını ve ruhunu desteklemek için bu çalışmalar gereklidir. Bu benim için de önemlidir, varsa soykırım iddiası, hukuken ortaya konacak süreçler başlatılmalıdır. Türkiye sadece ABD’ye değil, dünyaya ne diyor? Arşivler açık, gelin inceleyin. İncelemek isteyen buyursun!

Ancak ABD politikalarına göre davranış göstermek başka bir konudur, bu da açıktır.

Gelelim sözde Ermeni soykırımı meselesine. ABD yönetimi belli ki yine “soykırım politikası” güdüyor. Bu politikasını gerekçe göstererek Türkiye’ye ilave yaptırımlar getirecek. Kış Olimpiyatları örneğine benzer şekilde Türkiye ile ilgili bazı etkinlikleri veya süreçleri protesto edebilir. Sürekli resmi dokümanlara bu başlıklı yeni belgeler eklemek ABD’nin güncel politikası gereği olacaktır. Ne Ermeni ne de Türk milletinin geçmiş ve gelecek kuşaklarıyla ilgilenmek istemektedir, Biden sadece ABD’nin çıkarlarını gözetmektedir.

Gürsel Tokmakoğlu

Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ