ELAZIĞ’DAN GİDEK Mİ DİYİSİN GARDAŞ ?

ELAZIĞ’DAN GİDEK Mİ DİYİSİN GARDAŞ ?

Elazığ Çocukları sazı sever, şiiri sever, duygusallığı sever, bilirim…
Öfkelidir, hırçındır, kavgaya da müsaittir bir yanları, onu da bilirim…
Kürtmeni Türkmeni, Alevisi Sünnisi, Solcusu Sağcısı, Ülkemin Güzelliklerine çokça sahiptir Elazığ, bunu da bilirim…
Çok görmüşem, bir yanı Kürtmen Elazığlı anne, bir yanı Türkmen Elazığlı Baba…
Elazığ, Cemşid Ağa’yı da bilirim, Arap Baba’^yı da…
Zazası, Kırmancisi, Türkmeni…
Hepsi bir, Hepsi Türk olan Elazığ’ı bilirim…
Ama bir de, cahilene sözleriyle, siyasette yol kazası yapanları da bilirim…
Anlaşılan o ki, ayrana şeker, pilava salça, yerel siyasetçilerden bazılarına da, öfke katışmış bu aralar…
Gazeteciliği bilmeyen siyasetçiler var, görünen o ki…
Madem ki, bilmiyorsun öğren bari…
Gazetecilik, namusun mesleğidir.
Gazetecilik, hakikat odur ki; ekmeğin mesleğidir.
Gazetecilik, kamu adına sorgulama, soruşturma ve hesap sorma mesleğidir.
Kalk ve de ki; “Adam gibi bu işi yapamayanlar, şunlar şunlar, bunlar bunlar, onlar onlardır”
Diyebiliyor musun?
Yürek ister. Yetmez, üstüne bir de bilgi ister..
Bileğin de, beynin de sağlam ise, buyur gel canısı…
Memleketin her köşesini bir görmeyeni, ya ıslah eyle aramızda, ya kahreyle, Güzel Allahım…
Rize’de sel varsa, yüreğimiz burulur…
Hakkari, Giresun, Diyarbakır, Bingöl, Adana, Manisa, İzmir, Edirne, Sinop, Konya, Bolu…
Ne fark eder !?
Kanada da, sıcaklardan bir günde 808 kişi can vermişse, bizim de canımız yanar…
Bize, Horasan Erenleri, Pir’i Türkistani Hoca Ahmet Yesevi Erenleri öğretmiştir ki; Alemde tüy kadar zulme, tuğ kadar başımız fedadır…
Horasaniler, Ahiler, Geyikli Babalar, Saru Saltuk Töremeleri, Tuncelili, Dersim’in Çocukları, Erzincan, Tokat, Malatya, Bilecik, Harmankaya Dervişleri bize öğretmiştir ki;
Mevcudatta bir çığlık varsa, o çığlıktan, her irade ve şuur sahibine bir hisse, nasip olur…
Dem ki, bu dem…
Zikrimiz de, fikrimiz de, virdimiz de, budur…
Giresun’a, Rize’ye, Artvin’e yağan yağmur sonrası, oluşan heyelan, sel ve can kayıpları, mal kayıpları, bizi üzmez mi?
Elbet üzer…
Vicdanı olan herkes, ziyana giden her konuda, derdine aşıktır…
Gel gör ki, Elazığ’ın üç farklı basın yayın medya örgütü, üç sivil örgütlenme ve bu sivil toplum örgütlerinin başkanları, açıklama yapıyor…
“Gardaş, n’ettizzz?” manasında, mealinde; soruyorlar :
Elazığ’da 25 bin bina yıkılırken, onbinlerce insan mağdur iken, niye “Afet Bölgesi” ilan edilmedik.
Demişlerdi ki, vaktiyle : İmkanlar, koşullar…
Kaynak: Elazığ’ın ehli kelam, ehli kalem, ehli namus, ehli kıble, ehli vatan, ehli namus kalemlileri, gazetecileri…
Bizim Rize’mize, Bizim Artvin’imize, afet bölgesi ilanı varsa, Elazığ, üvey midir gardaş?
Ahan da, dedikleri bu…
AK Parti’nin, Elazığ İl Başkan Yardımcısı Kemal Tan da, kızmış, adeta yummuş gözünü açmış ağzını :
‘’Çığırtkanlık yapan gazeteci yazar ve benzeri her kim varsa işinizi ya adam gibi yapın ya da bu şehirden gidin!”
Profesör Doktor Fahrettin Altun’a sorsak :
Hocam…
“Hangi gazeteci ve yazarlara çığırtkan denebilir?”
Ve bir soru daha koysak huzurlarına
“Ya işiniz adam gibi yapın, ya da bu şehirden gidin” demek, demokratik midir? Yasal mıdır? Örfümüze adetimize, hangi kanunumuza istinaden bunu söyleme cüreti vardır..
Elazığ’dan “Elazığlıları kovma cesareti gösterenlerin, kendisinde bu cüreti görenlerin, ülkemizdeki kaçak çalışan, Ermenistan’dan gelmiş olan, 110 bin Ermeni İnsanına ne diyecekler acaba ?
250 bin Siyahi Afrikalı Kardaşlar da kaçak…
Üstelik, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı da değiller. Elazığlı hiç değiller. Üstelik neredeyse tamamı da, kayıtdışı ekonomiye hizmet ediyor.
Buyrun Kemal Bey….
Elazığ, şahsi, arazinizmiş gibi, herkesi kovabildiğinize göre, bunları da kovabilecek misiniz?
Kayıtdışı statüde çalışan, milyonlarca Suriyeli Bacıları, Kardaşları da kovacak mısınız?
Afganlar geliyor, ve şimdiden sayıları 25 bin – 110 bin arasında en az, onları da mı kovacaksınız?
Sahi bir liste yapsanız da, kimleri kovmaya / kovulmaya müsait gördüklerim diye bir listeniz olsa elimizde, ne güzel kolaylaşır işimiz de…
Benim tavsiyem: Siyaset uzun soluklu iştir…
O beğenmediğiniz gazeteciler, hancıdır…
Onlar, sizden önce de, nice nice genel ve yerel siyasetçiler gördüler, görmeye de devam edecekler…
Eminim ki, sizi seven dostlarınız da, sizi eleştirmiş, ekmeğinin peşinde olanlar, kamu adına soruşturma ve sorgulama görevi, kanunla düzenlenmiş olan gazetecilere “Elazığ’dan gidin” demenizin, ne kadar iç yaralayacı olduğunu, söylemişlerdir.
Özür dilemek, erdemdir…
O erdemi, şahsen bekliyorum sizden…
Sağlıkla ve huzurla kalın…
Asker Avşar
Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ