height="132" />  
DEME ONA MURAT, DE ONA Kİ ŞAH MURAT

DEME ONA MURAT, DE ONA Kİ ŞAH MURAT

ABONE OL
Nis 2, 2021 14:28
DEME ONA MURAT, DE ONA Kİ ŞAH MURAT
0

BEĞENDİM

ABONE OL
 
 

Dedim, Murat Bey Kardaşıma: Bundan sonra, ayda bir bende yazsam, nasıl olur?”

Cevap müspet olunca, bu yazıda, o izin ve hakla, kaleme alındı. Bundan sonra, Elazığlı Mübarek İnsanların yüksek müsaadeleriyle, ayda bir, yazdıklarımla, huzurunuzda olacağım…

Kusurlarımı, hoş göreceğinize, gerektiği gibi uyaracağınızı, yanlışım varsa, kılıçla düzeltircesine, düzelteceğinizden şüphe duymuyorum…

Hoş gelmişim Elazığ… Hoş bulmuşuz her daim, seni Elazığ…

Elazığ veya daha keyifli söylemiyle : El Aziz…

Sultan Abdülaziz’in bayındır kıldığı, asıl merkez Harput’un beylik hakimiyetine, tepelerdeki duruşuna inat, daha bir düze inmiş, mübarek şehir…

Cemşit Beyin namının salındığı, Palu, küçültüle küçültüle, minnacık kalmış olsa da, Palu Beylerinin, Delikanlılarının, hemi olumlu hemi olumsuz namları da, birer folklorik kültürel tat olarak, devam ediyor…

16 yıl önceydi sanırım…

Elazığ Havalimanı’na indim ve gayet butik bir havalimanı gördüm. Dağ gibi iki delikanlı karşılamıştı beni. Harput’a çıkarmışlardı. Göklere uzanan o bayrak, eminim ki, yine dalgalanıyordur oralarda…

Keban kenarından, Harput’tan çıkarak yola, kıvrıla kıvrıla indik Meşrutiyet Caddesi’ne…

Keban Baraj Gölü kenarından ilerleyerek, sanırım 80 veya 90 kilometre mesafede diye hatırladığım Palu’ya varmak için yola çıktık. Yolda bir köy camiisinde, Cuma namazını eda ettik. Köydekilerle hemhal, muhabbet edip, çay içerken “Baraj gölü büyükmüş” dedim, sanki bir şeyler biliyor da konuşuyormuşum gibi.. Gülümsedi bir ihtiyar emmi : Keban büyük değildir. Daha büyük barajlar vardır. Keban’ın suyu fazladır. Ne kadardır? Aha Elazıkkk kadardır…”

O İhttiyar Gakko Emminin anlatışı o kadar keyifli idi ki; ne vakit bir dostuma, Elazığ bahsinden bir şey söylemem gerekirse, lafı evirip çevirip, o ihtiyar emminin “Keban büyük değildir. Suyu fazladır. Ne kadardır? Ahaa Elazık kadardır…” demesi.

Keban olmuş Elazığ, Elazığ olmuş Keban…

Hayır Efendim, ben böyle sanıyorum sadece…

Keban Barajı, benimle yaşıttır. De hayde gidip bakalım, kaç yılında yapılmış Keban…?

Keban benimle yaşıttır ve çocukluğunda, evinde televizyon olan şanslı azınlıktan biri olarak, 1979, 1980 yıllarında, ne vakit elektrik kesilse “Hirfanlı’dan gelen elektrik kesildi” derdi bir komşu. Ama mutlaka bir başkası “Yok yok. Keban’dan geliyor ya. Keban kesmiştir elektriğimizi..”

Ben o küçük yaşımda, Keban’ın elektriğimizi kesmesine hep kızardım…

Ula Gakko Abiler, Elleri öpülesi Elaığlı Hanım Teyzeler, Can Ablalar… Keban’dan haberiniz var mı? Keban’la sizin bir hatıranız var mı? Siz, Paluluları bilirsüz… Palu’ya gitmişliğiniz var mı?

Şah Murat Irmağı kenarında, uyumuşluğunuz var mı?

O eski köprüden de, sonradan yapılan beton köprüden de, tıka basa dolu, modelce eski ama yürekçe sağlam beş altı araba konvoy yapıp, Kale’ye, tepedeki mezarlığa gitmişliğiniz var mı?

Palu’nun elleri öpülesi, her biri Hane Ana gibi, güngörmüş kadınlarını, görmüşlüğünüz, oturmuşluğunuz, hoş muhabbetiniz var mı_?

Gecenin karasında, İstanbul’un kirli sokakları, bol ışıklı sahteliğini özleyerek, “Ben senin cismini değil, ruhunu seviyorum İstanbul” diye, tam da ağlamak üzere iken, Şah Murat Irmağı’nın coşkun bir aşkla, yahut bir deli dumrul bir cengaver asaletiyle, çağıldayarak, çeğilli çeğilli akışına, hele gardaş bir Elazığ ağzıyla, bir çay söylesene içek…

Sonra gel, Baskil’e karşıdan bakarak, Karakaya Barajı’nın kenarında, Malatya’nın Vatansever, Cumhuriyetçi, Devrimci, Üretken, İş Kadınlarıyla, Akademisyen Hocalarımızla, yemek yerken “Ula şimdi, atlayıp yüzsem, Baskil’e geçsem. İlhangile varsam, “Anası Anamdır, kapıyı açsa…

“Dayemın, ez hatım. Bırçime” desem, ne varsa koysalar sofraya. O sofra hemi çeşit çeşit, hem yürek samimiyetiyle bal kaymak, hemi helalinden namuslu bir sofra olarak, bana yetse…

Elazığ’ın çevresinde tavaf ettiğim de oldu….

Davet geldi, felan üniversiteden, filan filan dernek vakıflardan, devletin ve milletin emrinde hizmet, şanımız şerefimizdir gideriz, dedik. Gittik. Bitlis’e Bingöl’e… Diyarbakır’a, Urfa’ya. Malatya’ya Sivas’a.. Divriği’ye, Gürün’e, Ulaş’a…Altınyayla’ya, Akıncılar’a…Gemerek’ten Şarkışla’ya, Kayseri’ye Nevşehir’e, Hacı Bektaş’a… Ama Elazığ’a bayağıdır bayağıdır, gitmirem gardaş…

Ama her ay, ya çedene kahvesi, ya Elfida’dan pestili kömesi, dut ceviz veya taş leblebisi geliyor…

Hele biri diyecek, “Taş değildir, Ağın Leblebisidir o…”

He gardaş, ben de körüm, bilinnn !?

Bir sürü de taş var içinde daa… Ayıklayın, diye not da düşmiyiler… İmplant yaptırmışız üç kere on bin lira, üç kere on liralık leblebiyle kırak mı?

Canın sağ olsun Elazığ…

Şehitleriyle, kültürüyle, Kürtmeni Türkmeni, Alevisi Sünnisi, hovardası züppesi, hacısı hocası, malum herifleriyle…

Canın sağ olsun Elazığ…

Ve mümkünse bundan sonra, Murat’ın ismi “Şah Murat” olsun bütün resmi kayıtlarda…

Çünkü; 40 bin karekilometrelik bir alanı dolaşan havzasıyla, İstanbul Ankara arasını kaplayan mesafe uzunluğuyla, Kerkük’le Elazığ’ı, İstanbul’la Palu’yu, Harput’la Yemen’i, Kars ile Maraş’ı kavuşturmuş, bağdaştırmış bir şehrin, Fırat’ı değil evvela, Fırat’a can katan Murat’ı hatırlanmalıdır…

Deme ona ki “Murat Irmağıdır” De ki ona, “Şah Murat Irmağıdır”…

Asker AVŞAR / İstanbullu – askeravsar@hotmail.com

Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.