YAZMAK GÜZELDİR OKUMAK DAHA GÜZEL

Paylaş

Hocalarımın, meslektaşlarımın malumudur; çoğumuz yoğun, titiz ve uzun yıllara dayanan çalışmalarımızı yayımlama aşamasına getirdiğimizde bizi yeni kaygıların beklediğini biliriz. Onlardan biri doğru düzgün bir yayımcı bulup kitabı heder etmeden yayımlatabilmektir…

Ya koltuğumuzun altına aldığımız dosyayı Cağaloğlu yokuşunda yayınevi yayınevi gezerek yayımcıları ikna etmeye çalışırız. Yahut maille dosyaları yollar, lutfederlerse verecekleri iki satırlık cevapları günlerce bekleriz. Bazıları sanki bu alanın uzmanıymışçasına bize tavsiyede bulunurlar… “Hocam ya, biz de neticede ticarethaneyiz, şu kitabı satabilmemiz için sizin biraz içeriğini sulandırmanız gerekiyor… Yoksa bunlar depoda çürür.” “Hocam, kitap güzel olmuş ama çok dipnot var, şu dipnotları tamamen çıkarsak, zaten kaynakça var, orası yeter aslında.” “Yav hocam, bunu yazacağına bir Yunus Emre, Mevlana yaz getir yayımlayalım…” Bunlar şahsen benim kitaplarımı yayımlatma aşamasında duyduğum cümleler…

Bir de yayım için başvurduğumuz resmî kurumlar vardır. Çoğu bize 3-4 sene sonrası için randevu verir. Hâliyle vazgeçeriz. (Elbette, ilgili yerlerde adamınız varsa iş değişir, bunu yazmama gerek yoktu ama belki memleketi hâlâ tanımayanlar vardır.)

Bir şehrin kültürel kimliğini veya orayı alâkadâr eden bir konuyu çalışıyorsanız size oranın belediyesini ve valiliğini önerirler… Yanılıp da belediyeye müracaat ettiğinizde kitabınızın reklam aracı yapılmak istendiğine şahit olursunuz… Kitap değil, billboard… Meselâ kitap illa ki sayın belediye başkanının tam sayfa fotoğrafıyla başlayacaktır. Ardındaki iki sayfa da zavallı müellife yazdırdıkları yazı olacaktır. Burada yazar (yani başkan) belediye olarak kültüre ne kadar da önem verdiklerini, nasıl da her şeyi bırakıp kültür faaliyetleriyle ömür tükettiklerini, şehrin irfânının ve medeniyet seviyesinin nasıl da kendileriyle birlikte irtifâ kazandığını filan söyleyecektir mutlaka. Bu kadarla da bitmez, arka kapak da mutlaka Belediye’ye parsellenir. Kitabın arkasına bakan okuyucu kitapla ilgili bilgi yerine sayın başkanın uygun gördüğü bir belediye biriminin tam sayfa reklamını görür. Reklamın kitabın içeriğiyle bir ilgisinin olmasına gerek yoktur. Bir folklor kitabında asfalt reklamı, ulemâ kitabında alt yapı (boru döşeme) reklamı görebilirsiniz pekâlâ… Elbette en altta da belediye başkanının büyük puntolarla adı soyadı…

Vilâyete gelince… Buranın ne istediğini tecrübe etmeden önce bilmiyordum. İki sene önce yayımladığım Son Hâfız-ı Kütüblerden Şâir Bekir Sıdkı Sencer adlı kitabım için bu zâtın memleketi olan Afyonkarahisar Valiliğine başvurmuştum. İki ay sonra İl Kültür Müdürü aradı beni. “Hocam kitabınızı yayımlayacağız ama, sizden bazı isteklerimiz var.” deyip devam etti konuşmaya “Siz kitapta 1940’lı yılların mahalli basınını eleştirmişsiniz, biz o gazetelerle burada işbirliği yapıyoruz, torunları gazeteleri yönetiyorlar. O kısımları kitaptan çıkarınız.” Şaşırdım tabii… “Beyefendi, bu akademik bir kitap… Yazdığım her şey belgeli, üstelik gazetelerin küpürleri ortada… Ne yani, gerçeği mi gizleyeyim, tezlerimden mi vazgeçeyim?” dedim. “Hocam buranın da kendine göre şartları var…” dedi. “Kaldı ki birkaç yerle ilgili de Vali Bey’in itirazları bulunuyor.” Devamını dinlemek istemedim. “Müdür Bey, gerek yok. Kitabımı yayımlamak zorunda değilsiniz, ben dosyamı çekiyorum.” dedim bitti. Başka bir yayınevinde yayımladım.

Buraya kadar yazdıklarım yayınevi bulma safhasıydı. Yayımcı bulduktan sonra da iş bitmez, bu defa sizin noktasına virgülüne varıncaya kadar defalarca gözden geçirerek teslim ettiğiniz dosyayı dizgicinin, mizanpajçının bir tuşla berbat etmemesi için kaygıyla beklersiniz. Öyle yerleri bozarlarki kırk yıl düşünseniz aklınıza gelmez. Ancak kitabı elinize aldığınızda görürsünüz ama artık iş işten geçmiştir…

Doç.Dr.AHMET KARATAŞ

Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 + eleven =