Ana Sayfa KÖŞE YAZILARI, Prof.Dr. İNANÇ ÖZGEN 19.11.2020 245 Görüntüleme

ŞÜKRÜ KAYA’nın HAYATI

Paylaş

ACABA başlıklı yazıda ismi geçen Şükrü KAYA’nın hayatı okunmaya değer notlarla doludur. Mustafa SOLAK tarafından hazırlanan yüksek lisans tezini kısaca önemli olan noktalarıyla özetlemek istedim:

Onun siyasi hayatı, yeni kurulmuş bir Devlette ki önemli görevleri manidardır. Cumhuriyet döneminin renkli simalarındandır. Siyasi hayata atılmadan önemli bir eğitim süreci geçirmiş, İstanbul ve Paris Hukuk fakültelerini bitirmiştir. Meşrutiyetin ilanı ile kurulan hükümetin yurt dışına eğitime gönderdiği gençlerden biri de Şükrü KAYA’dır. Paris’de;  hukuk fakülteleri içerisinde önemli bir yer tutan Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk fakültesini okumuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önemli üyelerinden biri olan KAYA, bir müddet mülkiye müfettişliği yapmış, Birinci Dünya savaşında Irak ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde birtakım çalışmalar yürütmüştür.

Daha sonra;  bu görevi müteakip bir süre öğretmenlik görevi yürütmüştür. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Mondros mütarekesinin imzalanmasından sonra İzmir Müdafai Hukuk ve Osmaniye Cemiyeti’nde çalışmış, 1919 yılında tutuklanarak İstanbul Bekir ağa bölüğüne hapsedilmiştir. İtilaf devletlerinin İstanbul’u işgali sonrası Malta adasına sürülmüştür. Orada bulunduğu sürede boş durmayarak ŞİŞKO adlı eseri tercüme etmiştir. Bu kitabın mutlaka okunması gerektiğiyle ilgili de, okuyanların kitaplar üzerinde notları dikkat çeken bir diğer husus olmuştur. KAYA; 1921 yılında Malta adasından kaçarak İtalya ve Almanya’da bir süre kalmış ve daha sonra Milli Mücadele için Anadolu’ya gelmiştir. Birinci Lozan Konferansına giden heyete danışmanlık yapmış, Azınlıklar vs gibi önemli konularda görüşmelere katılmıştır.

Daha sonra; 1922 yılında İzmir belediye başkanı seçilmiş, Lozan konferansının kesintiye uğraması nedeniyle Fransa’nın düşman işgaliyle tahribata uğrayan vilayetlerini gezerek, yeniden imar noktasında belediyelerin çalışmaların yakından görme fırsatı bulmuştur. İzmir’in’ yeniden inşası için, ilde çıkan büyük yangının yıkıcılığını ortadan kaldıracak imar faaliyetleri, yangından zarar görmemiş yerlerin yeniden imarı ve kanalizasyon konularında önemli çalışmalar yapmıştır.

Cumhuriyet döneminde; İzmir’in ilk belediye başkanı olan KAYA, milletvekili seçilerek görevinden istifa etmiştir. Farklı hükümetlerde Tarım bakanı, Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri bakanlığı görevlerini yürütmüştür. En uzun bakanlık dönemini İşleri Bakanı olarak 1927-1938 yılları arasında geçirmiş ve Atatürk’ün ölümüne kadar bu görevi sürdürmüştür. Bir süre CHP genel sekreterliği yapmış, İsmet İnönü ile yıldızı barışmamıştır. Atatürk’ün ölümü sonrası İsmet İnönü tarafından aday gösterilmeyerek siyasetten tasfiye edilmiştir. Yazarlık yönü de güçlü olan KAYA’nın yabancı dillerden çeviri yaptığı birçok eseri bulunmaktadır. 10 Ocak 1959 yılında yaşama gözlerini yummuştur (Solak, 2010).

Şükrü KAYA’nın özellikle Atatürk ile yakın çalışması, İsmet İnönü ile anlaşamaması ve döneminde meydana gelen gerek iç ve gerekse dış politikalarda ki değişimler ve Atatürk’ün hastalık süreci ve ölümü zamanında önemli görevleri ifa etmesi ile tarihte yerini almıştır.

Şükrü KAYA’nın hayat hikayesin de önemli sayılabilecek bazı hususları şu şekilde özetleyebiliriz:

Dış işleri Bakanlığı görevinde;

Yunanlıların Lozan‟a uymaması ile ilgili olarak “aslında Kurtuluş Savaşı‟nda Türk ordusu Selanik‟i de rahatlıkla alırdı, ama bize uzatılan barış çubuğuna kandık ve Lozan‟a gittik ve Lozan’da da kandırıldık. Fakat asıl Lozan’dan sonra kandırılmaktayız. Lozan’da imza edilen Mübadele Mukavelenamesi daha imzasının ertesi günü bozulmaya başlanmıştır” diyerek tepkisini dile getirmiştir.

Musul ve Kerkük meselesiyle ilgili Şükrü Kaya, “Misak-ı Milli‟ye dahil olmasına rağmen alınamayan Musul‟un işgal altında olduğunu ve bu durumda Türkiye ile bağlarını koparamayacağını, hukuki bağın devam ettiğini ileri sürmüştür. Musul, Kerkük, Süleymaniye gibi kentlerin Türk halkını barındırdığını ve bunların haklarının muhafaza edilmesi gerekliliğini vurgulamıştır”.

Yunanistan‟ın gündeme getirdiği patrikhane meselesini de doğrudan doğruya Türkiye‟nin içişleri olarak görmüştür. Patrik‟in her zaman, her yerde bir Türk memuru olarak tanındığını ileri süren Kaya, bu duruma şu veya bu sebeple üçüncü bir müdahaleye izin vermek taraftarı olmamıştır.

İçişleri Bakanlığı döneminde;

Menemen hadisesi olduğunda, Fahrettin Altay Paşa ile direk olay yerine giderek tahkikat yaptırmış, olayda birkaç kişinin rol oynadığını, halkın direkt katılmadığını ancak sessiz kalarak olayı izlediğini saptamış ve  Muğlalı Mustafa Paşa divanının olayla ilgili 37 kişinin idamına karar vermesi ve hükümlerin infazı sonrası; olayın Atatürk’e aktarılması neticesinde, Atatürk Menemen‟in yakılmasını isteyince Şükrü Kaya “Paşam, bana itimat buyurunuz, olayı en ince ayrıntılarına kadar incelemiş bir sorumlu bakan sıfatı ile böyle bir hareketin lüzumuna kani değilim‟ demiştir. Atatürk de „Peki öyleyse, nasıl isterseniz öyle hareket edin” diyerek Atatürk‟ü fikrinden vazgeçirmiştir.

Bu süreçte; Kazım Karabekir‟in “Hüradam gazetesinde” yazdığı yazılar Menemen Olayı‟na sempati ile bakan kesime cesaret vermekte olup olmadığının incelenmesi kararı alınmış, ayrıca ordu içine kadar sızdıkları düşünülen Nakşilerin, ordu içindeki müritlerinin tespit edilmesi için Osman Şevket Paşa‟nın da sorguya çekileceği dile getirilmiştir.

Doğu‟daki şeyhlerin Ermenilerle nasıl birleştikleri Divanı Harbe bildirilmesi istenerek ayaklanmanın Nakşibendi Ayaklanması olduğu fikrine varılmıştır.

Bir süre; Tarım Bakanı olarak görev alan KAYA; Toprak reformu ile ilgili Toprak Reformu meselesini sadece köylünün geçimi açısından düşünmemiştir. Toprak Reformu ile aynı zamanda ağanın elinden kurtarılarak özgürlüğe kavuşturulmak istenen köylü, ağa yerine Cumhuriyet‟i otorite bilecekti. Toprağı olan köylü başkasının kölesi değil kendisinin efendisi olacak, çağdaşlık yolunda ilerleyecekti. Şükrü Kaya, toprak meselesini, köylüye toprak dağıtımı yoluyla geçimini sağlama ve çağdaşlaşma olarak ele almıştır.

KAYA; Tunceli ile ilgili bitmek tükenmek bilmeyen olaylar zincirinde; Tunceli‟nin memleketin birçok yerindeki idare gibi yerli ağalara ve beylere verilerek yönetildiğini söylemiştir. Kaya, Tanzimat Dönemi‟nde buranın il yapıldığına, ama her nasılsa ihmal edilerek Tunceli‟nin olduğu gibi bırakıldığına dikkat çekmiştir. Tunceli‟nin ortaçağ‟dan kalma bir teşkilat olarak birtakım parçalara ayrıldığını, medeni ve hukuk işlerini, cezalarını kendi aralarında gördüklerini dile getiren Kaya, Tunceli‟de olayların eksik olmayışını, halkın cahil, fakir ve silahlı olmasına bağlamaktaydı.

Şükrü KAYA‟nın Şeyh Sait İsyanı sonrasında, hem isyana hem de Doğu‟nun geri kalmışlığını aşacak önlemlere ilişkin girişimleri olmuş ve bu bağlamda bir dizi tedbirleri yürürlüğe koymuştur. Şükrü Kaya, Tunceli‟de yapılacak ıslah ve imar çalışmalarının, alınacak idari önlemlerin Elazığ gibi demiryolu üzerinde bulunan ve merkezle iletişimi kolay olan, istenilen malzemenin temininin zor olmadığı bir yere dayanmasını önemli görmüştür. İşte bu suretle, Elazığ‟daki 4. Genel Müfettişi‟nin Tunceli (o zamanki adıyla Munzur) ilinin de valisi olmasını, işlerin iyi gitmesi ve sonucun verimli olması bakımından yararlı bulmuştur. Tunceli 1935 yılında tekrar il olarak, 1936‟dan itibaren Tunceli ilinde yoğun bir inşaat faaliyet başlatılarak karakollar kurulmaya, yollar açılmaya, köprüler yapılmaya başlanmıştır.

KAYA; Halkevleri ile ilgili bazı kültürel uygulamaları devreye sokmuştur. Bu bağlamda; 10-18 Mayıs 1931‟de toplanan CHP Üçüncü Büyük Kongresi‟nde alınan karar uyarınca kurulmuş ve Türk Ocakları‟nın binalarında çalışmalarına başlamıştır. Şükrü Kaya, “memleket için kıymeti ve faydası ölçülemeyecek yüksek bir eser” olarak tanımladığı Halkevleri‟nin kuruluşunda ve yaygınlaştırılmasında önemli çalışmalar yapmıştır Bu evler aracılığıyla eğitim, sanat, sağlık, köy işleri ile uğraşacak ve kendini bu alanlarda yetkinleşecektir. Halkevleri, okuyan366, dinleyen, eleştiren, bilime önem veren367, spor yapan, sanat, tarih, edebiyat gibi alanlarda kendini yetiştiren, kültürel etkinliklerle ilgilenen üretken yeni insanı yaratmaya çalışan kurumlar olarak nitelendirilmiştir. Kaya, Halkevleri‟nin çevresindeki köyleri gezerek, tanıyarak onlara bilmediklerini öğretmek, iktisadi durumlarını düzeltmek için çabalaması yönünde yönlendirmelerde bulunmuştur. Halkevleri aracılığı ile çocuklara ve hastalara bakmayı da önemsemiştir. Halkevleri‟ni “ihtilalin kültürel yayın ve korum yurduolarak tanımlamıştır. Şükrü Kaya, Halkevleri‟nde kolları dışarıda olan “aşırı sağ ve sol akımların” etkili olmasına karşı olmuştur. Sosyalizm ve faşizm propagandası yapan; 20 adet kitabın yasaklanmasını içeren bir genelge göndermiştir. Bu kitaplar içinde 1936 yılında Nazım Hikmet tarafından yayınlanan “Sosyal “demokrasi kitabı da dikkat çekmiştir.

ACABA yazısında da değindiği kendisi de bir mason olan KAYA’nın; Mason Dernekleri‟nin geç kapatılması, Şükrü Kaya da dahil bir çok kişinin Kurtuluş Savaşı‟nda ve Cumhuriyet yönetiminde önemli payı olmasına bağlanmıştır. Ancak; Atatürk tarafından verilen emri cumhuriyet ilkeleri dahilinde geç de olsa yerine getirmekten kaçınmamıştır. Atatürk ve mason localarına üye olmayan diğer yöneticiler açısından sorun olan şeyin birçok kişinin mason localarında yer alması değil, bu locaların Cumhuriyet yönetimin dışında kendilerini dış ülkedeki Üstad-ı Azam‟a bağlı kılması bardağı taşıran damlaydı.

KAYA; Atatürk’ün hastalığının artması sonrası yerine geçecek kişinin İnönü olmaması gerektiğini iddia etmiş ve Kaya ve Aras, İnönü‟yü tamamen siyasal yaşamdan tasfiye etmek amacıyla öncelikle İnönü‟yü yurtdışına elçi olarak göndermeyi düşünmüşlerdi. Fakat Atatürk‟ün erken ölümü bu isteklerinin gerçekleşmesini engellemişti.

İnönü’nün KAYA’yı içişleri bakanı olarak görmek istememesi; Atatürk sonrası bir takım tasfiye planların yürürlüğe koymasını sağlıyordu. Hükümete giremeyen Kaya ve Bayar, sade bir milletvekili olarak kaldılar. Şükrü Kaya‟nın İçişleri Bakanlığı‟ndan alınması aynı zamanda CHP Genel Sekterliği‟nden de alınıyor olması yönünden de önemliydi. Bu onun siyasi hayatının da sonu demekti.

Mustafa Solak tarafından hazırlanan yüksek lisans tezinde KAYA ile ilgili dikkat çeken noktalara değinmek istedim. Ancak yapılan her icraatin doğruluğu ve gerekçelendirmesi ile ilgili kanılar tezin içeriğiyle ilişkilidir. Özellikle KAYA’nın problemli bu dönemde önemli görevlerde bulunması, o dönem itibariyle dini topluluklara yaklaşımı, ATATÜRK’ün ölümü süresinde meydana gelen tedavi süreci ve ölümünün bizce ani olması gibi konularının etraflıca diğer kaynaklar desteğiyle değerlendirilmesi önemlidir.

Sağlıcakla kalın.

Prof.Dr.İNANÇ ÖZGEN

Fırat Üniversitesi

Biyomühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi

Kaynaklar

Solak, M., 2010. Atatürk Döneminde Şükrü KAYA’nın Siyasi Hayatı (1923-1938). Atatürk Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, 274 s.

Windows 7 Home Satın Al

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım | Osgaka.com