27 Şubat 2021

SEİNE (SEN) NEHRİ’NİN MEÇHUL KADINI : YAŞATILMAYA ÇALIŞILAN BİR TEBESSÜM

Paylaş

Bir akşam Seine Nehri kenarında ailecek yürüyüş yaptığımız sırada çocuklarıma anlatmış olduğum yaşanmış gerçek bir hikayeydi bu. Tabi etkilendiler. Sizinle de paylaşmak istedim… Biraz uzun ama okuduğunuza değecek.

1880ler’de Paris’te Seine Nehri’nde boğulmuş genç bir kadının cesedi bulunur, üzerinde şiddet gördüğüne ya da saldırıya uğradığına dair herhangi bir iz yoktur. Ama yüzünde öyle tuhaf bir ifade vardır ki Paris Morgu’nda çalışan bir patolog genç kadının yüzünün ölüm maskesini yapar ve onu ölümsüz kılar. 1900’lere gelindiğinde bu meçhul genç kadının yüzü Paris Bohemleri’nin evlerini süsleyecek, yazarların ve sanatçıların hayal güçlerini kışkırtacaktır.

Albert Camus, Nabokov gibi yazarların da birer maskına sahip olduğu söylenen Seine Nehri’nin Meçhul Kadını (L’Inconnue de la Seine) aslında gizemini halen koruyor…

Kimdi?

Neden öldü?

İntihar mı etti?

Yüzündeki ifadenin sırrı nedir?

Neden gülümsüyor?

Yoksa biz mi gülümsediğini düşünmeyi tercih ediyoruz?

Zaman zaman Mona Lisa ile karşılaştırılan Seine Nehri’nin Meçhul Kadını belki de tamamen bir yanlış anlamanın ya da anlam kaymasının ürünü. Yaşamın ılık varoluşundan kopup ölümün soğuk katılığına geçme anı da en az ölümün kendisi kadar ürkütücüdür. Bu yüzden huzurlu hatta mutlu bir ifadesi olan bir ceset bize olumlu duygular verir. Bu gülümseyen genç kadının yüzündeki hoş ifade ölmüş gibi değil de uykudaymış ve güzel bir rüya görüyormuş izlenimi veriyor. Albert Camus’ün bu mask için suda boğulmuş Mona Lisa demesi boşuna değil.

Seine Nehri’nin Meçhul Kadını da en az Mona Lisa kadar gizemlidir. Etkileyiciliğindeki aslan payı arkasındaki “gerçek” hikâyedir. Her ne kadar şehri efsanesi olsa da bu maskın sabitlediği ifade Seine Nehri’nde boğularak ölmüş genç bir kadının gerçek çizgilerini taşımaktadır. Böyle bir maska dokunmak o ana temas etme hissi verir. Ölüm değildir artık bu. Ölümün adeta aşıldığı bir andan söz ediyoruz. Ölüm olmayan bir ölüm, ancak bir yolculuktur. Bu genç kadın da Seine Nehri’nin sularında bir yolculuğa çıkmıştır sanki. Yeraltı ile ilişkili olan nehir yaşamla olduğu kadar ölüler ülkesiyle de bağlantılıdır. Oraya gidip dönebilmek meçhul kadını bir haberci konumuna getirir. Ancak getirdiği mesaj, sözcüklere dökülmeden önce, balmumundan bir kalıba dökülecek ve ardından Paris Bohemleri’nin evlerine kadar ulaşacaktır.

Aradan uzun zaman geçer…

1950’lerde gerçekleşen bir olay: Asmund Laerdal boğulmakta olan oğluna tam zamanında müdahale ederek solunum yoluna dolan suyu boşaltıp onu hayata döndürür. Laerdal, Norveç’te önemli bir oyuncak üreticisidir ve boğulan kişilere ilk yardım olarak geliştirilen kalp masajı ve hayat öpücüğünden oluşan tekniğin eğitimi için bir manken yapılması gerektiğinde bu konuda son derece istekli olur. Çünkü oğlu da yaşamını bu türden bir yardıma borçludur. Mankenin bir kadın gövdesine sahip olmasının daha iyi olacağını düşünür ve mankeni yaparken Seine Nehri’nin Meçhul Kadını’nın yüzünü kullanır. BBC’nin 2013 yılında yaptığı haberde üç yüz milyon kişinin boğulma ilkyardım eğitimini bu manken üzerinde yaptığı yazıyor. Yani, üç yüz milyon kişi Seine Nehri’nin Meçhul Kadını’nın durmuş olan kalbini çalıştırmak için ona kalp masajı yaptı ve üç yüz milyon kez dudaklarına hayat öpücüğü verdi.

O gülümseme…

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Paris’te ölen genç bir kadın…

Ölüm maskını alan bir patolog…

Sanatçıların habitatına karışan bir tasvir…

En sonunda bir ilk yardım mankeni…

Suyla gelen ve suya dönen bir esrar. Yaşatılmaya çalışılan bir tebessüm, genç bir kadının tebessümü…

Müzedeki maske ve meçhul kızın maskesi kullanılarak yapılan mankenin fotoğrafları bizim fotoğrafın altındaki 2. Ve 3. Resimlerdir.

SÜLEYMAN EFE KOCAZEYBEK
Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

five × three =