Ana Sayfa KÖŞE YAZILARI, TARIK SEZAİ KARATEPE YAZILARI 1 Nisan 2019 164 Görüntüleme

BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN!

Share on :

Siyah beyaz reklamlardan etkilenip bir kumbara sahibi olmuş, onu da yeterli görmemiş, bir de hesap açtırmıştı, yapraklı cüzdanı bile vardı artık.

Boyuna bakmayın, ülkesine ve milletine faydalı bir vatandaş olmanın dayanılmaz hafifliğiyle, uslu çocuk oluvermişti. Çarkın içindeydi, ülkenin dış borç faizinin ödenmesinde onun da katkısı olacaktı. Ara ara gider, itina ile biriktirdiği cicilerini göbekli amcaya bırakır, hesabını titizlikle kontrol ederdi.

Çocuk büyüdü; kocaman oldu…. Hangi zararlı kitaplardan okuduysa, iki tür devlet anlayışının varlığından bahsediyordu.

Gardiyan devlet….
Alacağını şahin gibi kapar, borcuna gelince “bugün git, hiç gelme!” derdi.
İnim inim inletir, en temel ihtiyaçlar için bile kimsenin gözünün yaşına bakmazdı; çünkü bu toprakların insanı, öyle uluorta ağlamayı zillet sayar, muhanete derdini açmazdı.
O yüzden olsa gerek, ağladığı hiç görülmezdi.

“Başın öne eğilmesin, aldırma gönül, aldırma; ağladığın duyulmasın, aldırma gönül aldırma!”

Kumarın “Milli”si bile vardı; kar eden fabrikalarını peşkeş çeker, halkını hayal kuyruğuna sokardı.

Yasakçıydı gardiyan devlet…
Özgürlükler bir zümrenin tekelindeydi, onlar müsade ettiği kadar hürdünüz;

Birinci vazifesi “çene altı”nı tarif etmekti. Oysa Anadolu insanının çenesi düşük değildi!

Cüneyt Arkın, “Güneş Ne Zaman Doğacak?” filminde, leventleriyle kıtalar aşıp görününce sinemada dalgalanma olur, Bizans’tan alınan intikam ayakta alkışlanırdı; lakin, başına çuval geçirilen askerlerin intikamını almak için Kurtlar Vadisi bile çaresiz kalacaktı!
İçeriye efelenmek modaydı çünkü! Hasta olma hürriyetiniz, “senet odası”nda çileye dönüşür,
kötü yola düşen kadına, “Seni bu hale kim düşürdü?” diye sorulmaz, “Madem bu yoldasın; vergini öde ki, vergilendirilmiş kazancını bir güzel kutsayalım!” denirdi.

Halk, devlet içindi…

Garson devlet…
Halkının kazancını kendi kazancı sayar, varlığını halkının mutluluğu üzerine bina ederdi.
İşçinin hakkı alnının teri kurumadan ödenir,
komşusu açken tok yatan bizden değildir; kapılara yazılmaz, kalplere kazınırdı.
Sağ elinin verdiğini sol eli bilmez,
üç kıtaya hükmetmiş bir milletin çocuklarını burs kuyruğuna dizmezdi.
Zengini daha zengin, fakiri daha fakir eden faizin esamesi bile okunmazdı…

Özgürlükler herkes içindi,
dün böyle bir sorun yoktu, demez, varolanı çözerdi.
Sorunun bana göre’si olmazdı!
Zulüm altındakini kurtarır, mülteciye “ensar” olurdu.
Kötülüğe giden yolu tıkar; “devlet” gibi davranırdı.

Devlet, halk içindi…

Tercihini yapmış, kararlı adımlarla bankadan içeri girmişti…
“Paramı çekeceğim!”

Ana parayı faizinden ayırdı, “kendinin olmayanı” elinin tersiyle bankanın içlerine doğru savurdu.
Tüyü bitmemiş yetimin hakkına bir daha el sürmeyecekti.
Kafesinden kurtulan bir kuş kadar hürdü…
Prangalarını kırmış, “öz”ünü “gür”leştirmişti,

“özgür”dü artık…

Yorumlar

error: Content is protected !!
Tema Tasarım | Osgaka.com