ABD’nin İKİ AYAKLI KÜRESEL STRATEJİSİ

ABD’nin uyguladığı küresel strateji nasıl tarif edilebilir? 2021 yılı başında yönetimi devralan Joe Biden ile ABD politikalarında bazı farklı adımların atıldığını gördük. Biden’ın ekibinin akıllı güç (smart power) tekniğini, yani hem sert hem de yumuşak gücü kullanacağını, daha önceden ifade etmiştim. Şimdi bütünüyle ABD’nin akıllı güç kullanımına dayalı stratejisine, “iki ayaklı küresel strateji” diyorum.

Şöyle:

1.ABD, Rusya’yı Avrupa jeopolitik alanına çekiyor. Bu amaçla Baltık, Doğu Avrupa ve Balkanlar düzleminde tertiplenme içerisine girdi ve burada caydırıcı güç gösterileri yapmaya başladı. ABD bu adımı atıyor ki Ukrayna’dan Belarus’a ve oradan Kaliningrad’a kadar Rusya ilgisini bu noktaya toplasın, Pasifik’ten uzak tutsun. Ayrıca ABD liberal-demokrasi yumuşak güç konusu olarak muhalif Aleksey Navalny’yi öne sürdü ve Batı dünyası ile ilişkilerinin önüne bir set çekti. ABD bu hamleyi Pasifik eksenin üzerinde Rusya’nın oyun planını sekteye uğratmak için yaptı.

2.ABD, Atlantik’te NATO ve (İngiltere dahil) Avrupalı müttefiklerini, Pasifik’te Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda başta bazı ülkeleri kendi kanatları altına aldı hem Rusya’ya hem de Çin’e karşı atacağı adımlar için küresel güç bloğunun çerçevesini ilan etti. NATO misyonu 2019 sonlarında mevcuda ilave olarak, Arktik bölge, siber ve uzay, Çin ile açıklanmıştı. Bu yaklaşım aslında, bir önceki maddede Rusya’yı Avrupa’ya çekerken, Çin’i de çevrelemek ve önünü kesmek amacıyla ortaya konmuş oluyordu.

Bu iki ayaklı temel stratejinin gelişimine dair pek çok örneğini yakın gelecekte göreceğiz, bazı hususlarda işaretleri verildi bile. ABD’nin Çin’e karşı Biden yönetimi işbaşına gelir gelmez Hong Kong, Tayvan, Uygur sorunlarını, yumuşak güç bağlamında demokrasi, özgürlük ve insan hakları meselelerini konu etmesi boşuna değildir. Güney Çin Denizi ve burada askeri hareketlenmeler bağlamında gelişmeler sürmektedir. ABD’nin Çin’i çevreleme ve önünü kesme yönteminde bu iki ayaklı strateji var.

Biden yönetimi Çin hükümetini Uygur azınlığa karşı soykırım yapmakla suçladı. Eğer öyleyse, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’i soykırımla suçluyorlar, çünkü Sincan eyaletinde olup bitenlerin onun onayı olmadan gerçekleşmesi mümkün değildir. Yine de Biden kısa süre önce Xi ile konuştu ve onunla düzenli olarak Kuzey Kore, ticaret, iklim değişikliği ve daha pek çok şeyi tartışmak için görüşeceğinden emin görünüyor.

ABD Başkanı Biden’ın, Rusya Devlet Başkanı Putin ve Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Devlet Başkanı Xi ile bazı konularda diyalog yürütmesi ve hatta imkân olursa anlaşmalara varması boşa değildir. Zaten akıllı güç uygulaması husus bu girişimleri de kapsamaktadır. Ancak tahmin edilebileceği gibi Amerika’nın, Rusya’nın ve Çin’in iç işlerindeki tutumlarını etkileyerek değiştirebilme kapasitesi çok sınırlıdır. Yapılmak istenen Batı Kapitalizminin kaymağını tadan bu iki süper gücün üzerinde her an bir baskı uygulandığının ve bunun yumuşak güç baskısı olduğunun gösterilmesidir. ABD bu iki rakip ülkeyi aynı anda sürekli eleştirecek ve diplomatik gündemlerle suçlayacaktır.

Esasında diyaloğun sürmesi ABD’nin stratejik ve ekonomik çıkarları gereği ortaya konmaktadır. Ancak her defasında ABD bu rakiplerine “sen busun, ama ben seninle diyalog çabası içindeyim” diyecektir. Amaç bu ülkelerin etrafındaki ülkeleri ve toplumları da etkilemektir. Bu da Gri Bölge Planı çerçevesinde sürdürülen bir uygulamadır.

Biden yönetimi asıl rakipleri Rusya ve Çin’e bu çerçevedeki stratejiyi uygularken diğer ülkeler de kendilerine göre nasibini alacak görülüyor. Ama Biden’ın diğer ülkelere yaklaşımı bu temel stratejiden taviz vermeden ilerlemek şeklinde olacağından, karşı pozisyon alacak tarafların bunları en baştan bilmeleri gerekmektedir.

Kim başarılı olur? Bu iki ayaklı küresel strateji ile karşısına aldığı Rusya ve Çin ile onların etrafında birleşen ülkeler bloğu mu, yoksa ABD mi?

Çin ekonomisinin 2035 yılında ABD’yi geçeceği tahminine göre pek çok uzman çalışmalarını sürdürürken, başat güçler dünyada neleri kendi inisiyatifleriyle değiştirmede ön alacaklar, hep birlikte göreceğiz. Teknolojide, sosyo-ekonomide, finansta, yaşama dönük kültürde ve alışkanlıklarda, üretim ve tüketim zincirlerinde kim daha öne geçip diğerlerini geride bırakıyorsa o başarmış olacaktır. Dolayısıyla bu bir tür hegemonik savaşın dahilinde gerçekleşen rekabete dayalı bir konudur. Bazı yorumcular giderek ABD hegemonyasında gerileme (diyelim bugünün şartlarında hegemonya oranı yüzde 60 ise bunun yüzde 40’lara çekilmesi gibi bir gerilemeden söz edilmektedir,) buna karşılık Çin’in gelişme göstereceği yönünde değerlendirmeler yapmaktadırlar.

Öyleyse aradaki pek çok ülke ve toplum eğer süreçleri iyi yönetemezse ya aşırı yıpranacaklar ya da fırsatlar yaratarak kendileri de gelişeceklerdir.

Gürsel Tokmakoğlu

Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ