Ölüye Saygısı Olmayanın Diriye Faydası Olmaz…

Köşe Yazıları
Harput’tayım…
Yatağı bozulmuş, yan yatmış bir mezarın bozulmaya yüz tutmuş taşını okuyorum. Şöyle yazıyor:
Istırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer,
Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyleyemez hande-i hurrem de geçer,
Devr-i şâdi de geçer, gussa-i matem de geçer,
Gece gündüz yok olur, ân-ı dem-â-dem de geçer…
(Hande-i hurrem sevinç gülüşü demek. Devr-i şâdî mutluluk devri, gussa-i mâtem yas üzüntüsü, ân-ı dem-â-dem şimdiki zaman demek. Kıt’a Neyzen Tevfik’in bir şiirinden alınmış.)
Burada çok eski mezar gördüm. Bir kısmı zamanın yok eden hükmüne direnmeye çalışsa da çoğu yenik düşmüş… Kırılmış, kopmuş, yazıları silinmiş, sahipsiz kalmış, toprağa karışmış…
Ölüye saygısı olmayanın diriye faydası olmaz…
Bu gerçeğin en somut örneğini Elazığ’da görüyoruz. Şehrin öteden beri var olan ve çözülmediği için de kronikleşen iş, istihdam, eğitim, temizlik, ağaçsızlık, araç parkı, gürültü, spor kompleksleri, çocuk oyun sahaları gibi sorunlarının üstüne konut, sağlık, su kesintileri, düzensiz göç ve bunların yol açtığı yeni temel problemler de eklenmiş. Şehrin ana caddelerinde ve özellikle İzzetpaşa’nın doğusuna düşen mahallelerinde tekerleri çukurlara düşürmeden araba sürmek imkânsız… Sokaklar içler acısı… Şehri hiç bu kadar kirli ve sahipsiz görmemiştim… Halk da ilk defa bu kadar mutsuz, bu kadar umutsuz…
En temel haklardan bile mahrum bir yerde kaderine terkedilmiş yüzlerce yıllık mezarlardan, düşman istilâsına uğramışçasına kırılıp ayak altına atılmış mezar taşlarından, parka ismi verilerek yaşatılmaya çalışılan “kültür”den, ışıklı tabelalarla makyaj yapılarak örtülen “tarih”ten bahsetmek o kadar yersiz ki… Su yok su… Neredeyse her gün saatlerce süren su kesintisi var. Temizlik yok, yürünecek yol yok… Hangi tarihten, hangi kültürden bahsedelim? Koca bir beton mezarlığına dönüşen şehrin bir tek mezar taşı eksik…
Aşağıda Harput’u bize emanet eden büyüklerimizin mezar taşlarından bazı fotoğraflar görüyorsunuz. Bu taşları yerden kaldırması gerekenler şehrin dört bir tarafına yerleştirdikleri dev billboardlara çalımlı fotoğraflarını asmışlar, gelene geçene gülüyorlar… O taşlardaki yazıları okuyup bilimsel çalışmalar ortaya koyması, envanter dosyaları oluşturması gerekenler ise ya kişisel ikballeri için kulis peşindeler yahut siyasi partilerin kuyruğuna takılmış hamaset yarışındalar.
Çok yazık…

Doç.Dr.Ahmet Karataş

Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ