Kamu Diplomasisi ve Türkiye

Köşe Yazıları

Libyadaki son gelişmeler kamu diplomasisinin önemini bir kez daha ortaya koydu.Kamu diplomasisi yabancı ülke halkları ile iletişime geçmek ve onları yönlendirmek üzere tasarlanmış eylem planıdır. Diplomasisi genel anlamıyla bir dış politika aracıdır. Bu nedenle kamu diplomasisi de bir ülkenin ya da ülkeler gurubunun başta dışişleri bakanlığı olmak üzere dış ticaret ve kültür bakanlıkları gibi diğer birimlerimler marifetiyle yürütülen dış politikasının ya da politikalarının bir aracı olarak düşünülmelidir. Kamu diplomasisinin geleneksel aktörleri hükümetler olsa da son dönemde STK’lar ve bazen bireylerde bu alanın aktörleri olarak anılmaya başlamıştır. Kamu diplomasisi yumuşak güç kullanılarak icra edilir. İletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesi yumuşak gücün daha yaygın bir biçimde kullanılır hele gelmesine neden olmuştur.

Yumuşak güç askeri ve ekonomik güçten oluşan sert gücün dışında kalan ve yabancı aktörlerin davranışlarını etkileyen değerler (demokrasi, insan hakları vb.), kültür, spor, dış politika uygulamaları ve siyasaları, diğer aktörlerle geliştirilen ilişkilerin tarzı vb unsurlardır. Sert güç gibi yumuşak güç de, mevcut güç yanında algılanan güç olmak üzere ikiye ayrılır. Ancak yumuşak güçte güç ile ilgili algının etkisi mevcut gücün etkisinin çok çok ötesindedir. Yumuşak güç ekonomik ya da askeri güçten oluşan sert güç gibi ölçülebilir değildir. Soyut ve son derece karmaşık insani nitelikler taşıması nedeniyle kontrol edilmesi sert güce göre çok daha zordur. Yumuşak güç sert gücün etkisini çarpan etkisiyle artırır ama yumuşak gücün sert güçten bağımsız biçimde etkili olması ihtimali son derece düşüktür. Öte yandan bazı amaçlar sadece sert güç kullanımıyla gerçekleştirilebilir.

Kamu diplomasisi kısa vadeli taktik adımların sonucu olarak değil, uzun erimli stratejilerin hayata geçirilmesi sonucunda gerçekleştirilebilir. Kısa vadede ve dar kapsamda karlı gibi gözüken bazı girişimler, uzun vadeli gerilimlerin tohumlarını atabilir. Bu nedenle, kamu diplomasisi faaliyetleri yürütülürken, jeostratejik alan ve tarihsel süreç bakımından oldukça geniş kapsamlı planlamalar yapılmalıdır.

Kamu diplomasisi faaliyetleri diğer aktörleri manipüle etme, yanıltma, istismar etme gibi yönlere evirildiği zaman propaganda ve kara propaganda adını alır. Kamu diplomasisinin uygulama aracı yumuşak güçtür. Sert güç muhatabın bileğini bükmeyi, yumuşak güç ise onun gönlünü almayı ve ikna etmeyi hedefler. Eğer nihai amaç bütün ilişkilerin yumuşak güç çerçevesinde düzenlenmesi, yumuşak gücün sert gücün yerini alması, yani savaşların ve can kayıplarının önlenmesi ise bu alkışlanmalıdır. Ama eğer nihai amaç yumuşak güç aracılığıyla sert gücün etkisini artırmaksa, ya da kullanılmakta olan sert güç için bir vitrin dekoru olarak kullanılmaya çalışılırsa bu hoş karşılanamaz.

Kamu diplomasisinde 5 temel nokta ön plana çıkmaktadır. Hedef kitleyi iyi dinleme ve anlama, kendi duruşunu ve taleplerini savunmak için uygun argümanlar geliştirme, kültür ihracı, etkileşim, ve yayıncılık.

Güç ilişkilerinin sert güçten yumuşak güç temeline dönüşmesi kamu diplomasinin yaygın olarak kullanımına bağlıdır. Çünkü kamu diplomasisi yumuşak gücün özü ve bu gücün kullanımı için en uygun yoldur. Yumuşak güç kendiliğinden ortaya çıkmaz; tıpkı sert güç gibi stratejik planlama ve taktik konuşlandırma gerekir.

Kamu Diplomasisi Kavramı ilk kez ABD’li akademisyenler tarafından ortaya atılmış ve bu kavramın içeriği büyük ölçüde söz konusu akademik çevrelerce doldurulmuştur. Buna göre, askeri ve ekonomik gücün yetersiz olduğu, bunun yanında yumuşak gücün (ikna gücünün) de kullanılması gerektiği ileri sürülmektedir. Bunun için demokrasi ve insan hakları, refah artışı, ekonomik gelişme gibi kavramların birlikte kullanılması önerilmektedir. Bu tür açıklamaların temel amacının ABD’nin gücüne güç katmak, sert gücü artırmak için kamu diplomasisini bir araç olarak kullanmak olduğu ortadadır. İzleyen dönemde Rusya ve Çin gibi görece güçlü ülkeler kendilerine göre yeni kavramsallaştırmalara gitmişlerdir. Bu çalışmalarda da temel olarak askeri ve ekonomik gücü yumuşak güç desteği ile pekiştirmek olmuştur. Bu ise güç yarışını yeniden tetiklemeye ve uluslararası alanda yeni gerilimlerin, krizlerin ve patlamaların ortaya çıkmasına teşne bir durum meydana getirmiştir.

Oysa kamu diplomasisinin amacı yaşanılabilir bir dünya yaratmak, sürdürülebilir adaletli bir uluslararası düzen ortaya çıkarmak olmalıdır. İKT üyesi ülkeler bu yeni dönemde güç yarışını, yeni krizleri, gerginlikleri, huzursuzlukları tetikleyecek, mevcut güçleri rahatsız ederek güç yarışını ve amansız rekabeti kızıştıracak, işbirliği ve diyalog atmosferini ortadan kaldıracak ve çevredeki güçsüz ülkeleri daha da gücendirecek bir söylemden şiddetle kaçınılmalıdır. Mevcut büyük güçler sahip oldukları sert gücü pekiştirmek ve artırmak için kamu diplomasisini kullanmaya çalışmaktadırlar; zihinleri, kalpleri ve gönülleri kazanarak güçlerine güç katmak istemektedirler. İslam ülkeleri eğer bir alternatif geliştirmek, gerilimli uluslararası ortamı yatıştırmak ve sürdürülebilir bir uluslararası ortam oluşturmak istiyorlarsa, tersine bir yol izlemelidirler: gönülleri, kalpleri ve zihinleri kazanmak için tüm imkanları seferber etmelidirler. Bunun için ihtiyaç duyacakları güç yükselen imaj ve meşruiyet algısına bağlı olarak kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Bu tartışma bizi Siyaset biliminin temel kavramlarından olan meşruiyet ve rıza kavramlarına götürmektedir. Bir siyasi güce muhatap olan kesimlerde meşruiyet duygusunun oluşması rızaya bağlıdır. Rıza ise geniş kesimlerde ancak adalet algısının gelişmesine bağlıdır. Eğer kitleler sizin yaptıklarınızın doğru, haklı ve adil olduğunu düşünüyorlarsa, sizin siyasi ortamı yönlendiren bir güç olmanıza rıza gösterirler. Dolayısıyla, meşruiyetin temeli rıza, rızanın temeli ise adalet duygusudur. Bu döngünün sürekli hale gelmesi ise samimiyete bağlıdır. Eğer kitleler sizin güç elde etmek için kalp kazanma ve rıza elde etme amacıyla anlık manevralar yaptığınızı düşünürlerse, meşruiyet zincirinin halkaları zayıflar ve kısa zamanda kopar.İslam ülkeleri kendi aralarında kamu diplomasisinden azami ölçüde yararlanmalıdırlar. Sadece bu şekilde İslam ülkelerinin mevcut potansiyelleri bir sinerjiye dönüşebilir. İKT üyesi ülkelerin dış dünyaya karşı kendi aralarında bütünleşik bir kamu diplomasisi stratejisi benimsemeleri ise, İslam dünyasına dönük mevcut önyargıların ortadan kaldırılması, medeniyetler arasındaki etkileşimin doruk noktaya taşınması ve pek çok çatışma ve gerginlik alanının ortadan kaldırılması açısından büyük önem arz etmektedir. Dünya barışına giden yolda İslam ülkelerinin kamu diplomasisi alanında başarılı olmaları kaçınılmaz bir zorunluluktur.Kamu diplomasisi tek araçla yürütülemez. Kamu diplomasisi için mevcut araçların tümü seferber edilmelidir. Ama hepsinden önemlisi kamu diplomasisinin bir güç elde etme aracı olarak değil, samimi iş birliği ifadesi aracı olarak kullanılmasıdır. ABD yumuşak gücünü ve dolayısıyla da sert gücünü katlayarak artırma amacıyla kamu diplomasisini kullanmaya çalışmaktadır. İslam dünyası batılı ülkeler tarafından ortaya konan mevcut paradigma çerçevesinde davranamaz, davranmamalıdır. Çünkü, öncelikle, samimiyetin bulunmadığı bir kamu diplomasisi faaliyeti sürdürülebilir değildir. İkincisi, kamu diplomasisinin samimi işbirliği amacını gerçekleştirme amacıyla yalnızca bir araç olması İslam ülkeleri kamu diplomasisinin özgün yönünü oluşturacaktır. Samimiyet kalıcıdır; samimiyetten kaynaklanan güç uzun vadede daha etkilidir.Reel politik savunucuları bu satırları idealizmin pembe bulutlarından gerçeklik düzlemine inememekle suçlayacaklardır ama gücü katlanılabilir, sürdürülebilir ve meşru kabul edilebilir hale getirmenin başka bir yolu da yoktur.

Görüşmek Dileğiyle ..

AV. KEMAL ÇELEBİ

Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ