Kültür…İstilâ…İşgal…Metamorfoz…

Köşe Yazıları

Geçmiş zamanlarda kaba kuvvet ile, ordu ile silâh ile yapılan istilâlara değinmeyeceğim, herkesin malûmu zaten yazılı tarih.

Bu istilâ ve işgallerde insanın insana zulmünü, elde avuçta kalanı gasp etmesini de konu etmeyeceğim…

Sosyolojik gelişmesini tamamlamamış ve kabile kültürü ile yoğrulmuş toplumların, dinamikleri maddî temeller üzerine oturmuş nizâmı, sosyologları ilgilendirdiğinden mevzûnun dışında…

Her hâl ü kârda dünyaya hükmetme ihtiras ve iştihâsının, egoizmin patolojik bir dışa vurumu olduğu hususu ise psikolojinin ilgi alanında…

Kaba kuvvet/maddî güç/kuru kalabalık/ kelle sayısına dayalı güç vehmi/sinsi ve kurnazca siyâset kaynaklı nefsanî ve şeytanî hamleler de ham ervâha mahsus…

İnsanlık tarihinde bu ve benzeri mahiyette olup, kişi ve toplumları muhasara altına almış, hatta işgâl edip ele geçirmiş hâletleri çoğaltmak mümkün…

Bugünün çağdaş-modern-postmodern toplumu yukarıda zikredilenlerin ışığındaki istilâ ve işgâlcilik açısından, progressif (ileriye giden, ilerlemiş) bir zihniyyet ve kültüre erişmiş, hatta evrilmiş desek hiç de yanlış olmaz…

Tarihin sayfaları arasında yerini almış hâlete, bugünün teknoloji ve bilgi birikimini ilâve ederek daha tehlikeli ve sinsi bir derekeye ulaşan hegemonik toplumlar, aslında, özünde “f i” tarihindekilerle aynı olan tutum ve davranışları bugün de sergilemiyor mu !

Dünyada bugün artık dış kaynaklı işgâllerin, doğrudan müdahele ile değil, kişi kişi “mankurt”laştırdıkları, zihin dünyaları işgâl edilmiş, kültür tarlalarına yabancı ot ekilmiş yoz bireylerle gerçekleştirilmeye çalışıldığına şahit olmaktayız…

Dünyaya tahakküm etmek, hakimiyet kurmak, (hem de direnme ile karşılaşmaksızın) teknolojik ve maddî gücü ele geçirmiş bugünkü emperyal devletlerin temel siyâseti ve metodolojileri değil mi ?

Bunun, uzun bir zamana yayarak; içten içe yahut içerden içeriye dönüştürme, köklerinden kopartma, “tektip”leştirme, hâkim küresel popüler-yoz kültürü dünyaya cârî kılma ve kadîm toplumları (farkına vardırmadan, sinsice) “değiştirme” amacına matuf olduğunu anlamak içün, sosyoloji yahut sosyal-psikoloji eğitimi almış olmaya gerek var mı !

Yâ’ni, bir çeşit başkalaşım/metamorfoz yolu ile toplumları dönüştürme işlemi hegemonik güçlerin ana hedefi …

Zihin ve kültür işgalcisi olan hegemonların haz ve arzular dünyasına hitap ettiklerini, kendi ömrümüzün bile on yıllık zaman dilimlerinde görmüyor muyuz ?

Elbette, görüyoruz !…

Münevverlerin direnerek değişmek, kanıksamak dedikleri böyle bir şey olsa gerek !

Yoz kültürle hemhâl mi olacağız peki !

★★★

Rahmetli Prof.Dr. Erol Güngör’ün milli kültürün tesisinde münevverlerin rolü ve sorumluluğu ve niteliğine dair olarak diyorki:

“… milli kültür bilinci taşıyan Aydınlara ihtiyaç vardır; Avrupa ülkeleriyle temasın artması sonucunda iki farklı tavır ortaya çıkmıştır. Bu iki tavrın bir ucunu halk, diğer ucunu da birçok aydınımız oluşturmaktadır. İki değişik tavrın en belirgin noktası Aydınların kendi kültürlerinde eksik taraf olarak görgü ve muaşeret ile sanat ve edebiyatı görmesi yani şekli eksikliği, halkın ise teknolojik gelişmeleri önemsemesidir. Bunun sonucu olarak Aydınlarca Türk kültürünün fazla bir önemi yoktur. Bu değerleri korumak veya yaşatmak, geliştirmek, yeni yaratmalar için malzeme olarak kullanmak gibi endişeler olmamıştır. Yerli kültürün değerleri ancak yabancılar tarafından takdir edilir ve anılır olunca Türk aydını için değerli olmuştur. Türk halkı ise yerli kültürden şikayetçi değildir. Ancak halkın kültürü taşıması, bütünleşmiş bir milli kültür oluşturulması için yeterli değildir. Burada görev aydınlara düşmektedir.” (1)

“Ülkemizde de görüldüğü gibi az gelişmiş ülkeler ihtiyaç duyduğu aydın kadrosunu dolduramadığı için bunları çalıştırmaya mecbur kalır” (2).

‘Geri kalmış ülkelerin kalkınmaları bu aydın tipinin sultasının yıkılmasına bağlıdır. Çünkü geri kalmış cemiyetlerin en önemli vasıflarından biri de modern cemiyetlerin ihtiyacı seviyesinde yetişmiş elemanlardan mahrum oluşudur” (2).

“…..Bir başka aydın tipi geri kalmış aydındır. Bu aydın tipi ileri ülkelerle kıyas edilirse, toplumdaki rolünü ifa edebilmesi için gereken birçok yetenekten, bilgiden ve kendi eksikliklerini hakkıyla anlayabilecek bir zihin seviyesinden mahrumdur. O cehaletle bilgi arasındaki yolun yarısında kalmıştır. Edindiği yarım bilgiler yüzünden çok defa yanlış muhakeme yürütür. Fakat iptidai cemiyetlerde edindiği diplomalarla yüksek mevkiler işgal eder. Kendi seviyesini okumamış kalabalıkla mukayese ettiğinde rahat ve huzurludur. Fakat mukayese standardı değiştiğinde yani gerçek aydınlarla karşılaştığında alt üst olur.” (2)

★★★

Rahmetli Doç.Dr. Nurettin Topçu “Yarinki Türkiye” kitabında “Millî Kültürümüz ve Garplılaşma Meselesi” bahsinde bir buçuk asırdan beri dönüşüm hamlelerinden yola çıkarak;

“…Zira garplılaşma hareketlerimizde millî kültürden sıyrılma hamleleri aşikâr görülüyor. (…)Millî kültürden sıyrılarak garbın medeniyet ve kültürüne teslim olma yolunda kullanılan yegâne metot ise, garbın taklidi olmuştur.(…)Garp düşücesi Pozitivizmi ortaya koydu; biz hemen, dokunduğundan başkasına inanmayan körler gibi pozitivist oluverdik.(….)Kendi kültürünü garbı taklit hevesiyle küçümseyerek, şahsiyetinden parça parça koparıp atan, bu yönüyle büyük millet değildir. Onun, anlayışsız ve kâfi olgunluktan mahrum münevverleri bu hatâyı işlemişlerdir….madem ki garbın medeniyetini aldık, kültürünü de beraber alacağız, medeniyetle kültür bir bütündür, birbirinden

ayrılmaz” Topçu bu hususta metodoloji için ise: “Kendi mâzimizin, kendi kaynaklarımızın mahsulü olan kültürü, garbın ve bütün insanlığın büyük eseri olan metodlarla yuğuracağız. Buğdayı kendi tarlamızda yetiştireceğiz. Bu eser bizim olacaktır.”(3) diyerek reçeteyi sunmaktadır.

★★★

Ya tedbirler alınacak… kadîm kültür ile zihin dünyası inşâ ve ihyâ edilerek, yozlaşmaya fırsat verilmeyecek !

Ki bunun; devlete, eğitim kurumlarına, eğitim ve kültür politikalarını plânlayan, belirleyen ve uygulayanlara, eğitimcilere, aileye, bizlere önemli sorumluluk yüklediğini her akl-ı selim sahibi birey bilir; bu çerçevedeki yaklaşım ve uygulamalar ile, evrensel düşünürken kadîm kültürle köprüleri atmayan, bize ait zihin dünyasından kopmadan şahsiyyet kazanmış nesiller mevcudun yerine gelecek..

Yahut zihni işgal edilmiş ve kültürü istilâ altında olan gelecek nesiller ayrık otu gibi kültür tarlamızı bürüyecek ki, işte o vakit geçmiş olsun…

_________

Alıntılar için Kaynaklar:

1)Güngör, E. (1997). Dünden bugünden, tarih, kültür ve milliyetçilik. İstanbul: Ötüken Yayınları.

2)Güngör, E. (1996). Sosyal meseleler ve aydınlar. İstanbul: Ötüken Yayınları.

3)Topçu, N. (1999). Yarınki Türkiye. Dergâh Yayınları. 5.baskı.

Prof.Dr.Suat KIYAK

Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ