Dişi Kurdun Rüyası

Köşe Yazıları
İlk üniversitemde, Edebiyat Hocası “Dişi Kurdun Rüyası’nı” okuma ve analiz ödevi vermişti.
Yapmadım…
Hoca, Ülkücüydü…
Ben de Çeyrek Mafya usulü, Türklük Sevdalısıyım..
Ama, o ödevi yapmadım..
Ödevi yapanların, 45 kişiden, 30’una, analizi ben anlattım, not aldırdım ve hepsi de o dersi şıkır şıkır geçtiler…
Yalnız biri vicdan yapmış…
“Hocam” demiş..
“Biz, bir grup arkadaş, ödevi Avşar’dan öğrendik, yazdık. Tek tek, ayrı ayrı özetler yaptı bize. Analizin nasıl olması, neleri yazmamız gerektiğini tavsiye etti. Ama kendisi ödev vermeyince, üzüldük…”
Hoca beni davet etti. Adam, iyiniyetli, sözümona sert bir ses tonuyla ülkücü raconuna uygun rol keserdi. Samimiydi. Ben sizin hayat görüşünüze bakmıyorum, bir romanın tahlilini istiyorum, demişti…
Üstelik, bu kitabı, arkadaşlarınıza anlatacak kadar da iyi okumuşsunuz.” dedi.
“7 defa…” dedim…
Müthiş bir şaşırma haliyle “O zaman, ödevi niye vermediniz?” diye sordu…
“Ben, dayatmaları sevmiyorum Hocam. Sizinle alakalı değil. Kitapla, hiç değil. Kaldı ki, sokaktaki insan bilmez ama ben CEngiz Ake’nin (Ake, Kırgızcada Amca demek) “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminin uyarlandığı romanın yazarı olduğunu da bilirim. Turan ödülü aldığını da…
“O zaman, sorun nedir?” diye tekrarladı Hoca…
Siz bize bir liste verseydiniz, şunca kitap arasından istediğinizi alın, okuyun, deseydiniz, daha iyi olmaz mıydı ?
Biz, özgürlüğün olmadığı, tercih hakkının olmadığı bir edebiyat dersinden, nasıl edebiyatı seven, ilgilenen, başkalarına da ilgisini, entelektüel birikimini, milli ve insani değerlerimizi aşırtabileceğiz ki? mealinde, epey konuşmuştum..
Hoca, bir dakika sürdü sürmedi, düşüncelere daldı. Biz de, hocalara olan edebimizden, sustuk. Bana baktı: “Bir şey söyle…” der gibiydi.
Hocam, keşke şu konuşma özgürlüğünü, kitap seçiminde de yaşasaydım, en güzelini ben hazırlardım, dedim.
“Peki..” dedi
Nazım Hikmet Ran ve Necip Fazıl Kısakürek’in, Türkçeyi kullanma dinamiklerini ve şiir tahlillerini, mukayeseli getir bana. Olur mu?
o sondakiO “Olur mu?” benim “Evet” demem için yeterliydi…
Yaptım ödevimi. Geçtim de…
2 yıl sonra, Çınaraltı’nda karşılaştık…
“Nazım’ın Türkçesi’nin, çok dilli, çok dinli etkiye karşı, Necip Fazıl’dan daha iyi olduğunu yazmıştın. Sebebi !?” diye sordu…
Gülümsedim…
Arvasi’nin Türkçesi bile, Necip Fazıl’dan daha ari, daha safi, daha “makbul” bence dedim…!

Asker AVŞAR

Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ