ORYANTALİST SAPTIRMA ve TERÖR

ORYANTALİST SAPTIRMA ve TERÖR

Günümüzde ortak problem terör olduğu halde, bunun gerçek sebepleri ve önleme çareleri konusunda anlaşmazlıklar vardır. Ülke, din, ırk farkı gözetmeden herkesi hedef alabilen terör, gelişmiş ülkelere doğrudan saldırılarla, diğerlerine de doğrudan saldırılar yanında batılıların teröre koydukları teşhisin boyutlarına göre zarar vermiştir. Acaba 11 Eylül saldırıları ABD halkına mı daha çok zarar vermiştir yoksa Afganistan ve Irak’a mı?

Herkes bilir ki Afganistan ve Irak halkının zararı çok daha büyüktür. Bu iki ülkede ölenlerin sayısı İkiz Kuleler’dekinin yüz katına yaklaşmış, ABD’de sadece belli yerler vurulurken iki ülke baştanbaşa tahrip edilmiştir. Bu durumda ABD doğrudan saldırılar yüzünden sınırlı bir zarar görürken, Afganistan ve Irak, bu saldırılara konulan teşhis yüzünden harap olmuş, on binlerce insan ölmüştür. 1980’lerle ülkemizde yaşananlara baktığımızda, bu tahrip çeşitlerinin her iki boyutu açısından Türkiye’nin azami zarara uğradığı görülür. Eylemlere hedef olan binlerce asker ve sivilin yanında baskı ve zorlama ile teröristleşerek bu yolda hayatını kaybeden binlerce vatandaşımız da Türkiye’nin kaybıdır. Terör eylemleri sonucu yanan ormanlar, kamu ve özel malları, çöken bölge ekonomisi ve diğer zararlar… Bunun yanında batılı ve çoğu dost ve müttefik ülkelerin bu olaylara teşhisi yüzünden de ülkemizin zararı büyük olmuş, ekonomik ve siyasal zararların yanında önemli ölçüde prestij kaybı sözkonusu olmuştur.

Batılı ülkelerin genel olarak Doğu ülkeleri veya kendileri dışındakilere yaklaşımları, özel olarak terör hakkındaki kanaat ve teşhisleri önemli ölçüde oryantalizmin günümüzdeki yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Oryantalizmin (Orient-Orientalism) sözlük anlamı, ‘doğu dilleri bilimi’ ‘doğunun toplum ve kültür özellikleri ile ilgili batılıların araştırma ve tespitleri’, ‘doğu dilleri ve tarihi bilgisi’ olduğu halde, sömürgeciliğin özellikle 20. yüzyıldaki uygulamalarına olan katkısı nedeniyle farklı bir anlam kazanmıştır. Bu anlam, belirtilen bilim alanları ile ilgili gerçeklerin saptırılması şeklinde karşımıza çıkar.

Doğuda terör ve güvenlik problemlerinin önemli bir kaynağını oluşturan bu son anlamı ile oryantalist bakış kısaca, ‘doğunun tarihi, kültürel ve sosyal gerçeklerinin batının çıkarları istikametinde saptırılması’ olarak özetlenebilir. Bu durum daha çok bakış açısından kaynaklanan hatalar, nitel ve nicel saptırmalar veya abartmalar, olumsuzlukların abartılması, olumlu gerçeklerin görülmemesi şeklindedir. Sonuca ulaşmak için gerektikçe geleneksel bağlar ve feodal yapı desteklenir gerektikçe de modern toplum, eşit vatandaşlık, çağdaş değerlerle ilgili söylemler gündeme getirilir. Gerektiğinde etnik, kültürel, tarihi birlik inkâr edilir; hiç umulmadık bir ortamda yeni kimlikler ihdas edilir, mevcutlar gerçeklere aykırı bir şekilde radikalleştirilir.

Oryantalizmin ‘emperyalizmin ilmi’ olduğu tespiti de önemli ölçüde batılı araştırmaların sonucudur. Dolayısıyla yukarıda belirtilenleri batı düşmanlığı değil, fakat yeni sömürgecilik faaliyetlerinde ve bütün çeşitleri ile “terör”de, oryantalizmin yeri ve buna karşı yapılması gerekenler konusunda bir katkı olarak kabul görülmelidir. Gerek Baas rejimi ve Saddam’ın Irak’ın başına geçmesi ve gerekse Taliban ve Bin Ladin’in Afganistan’a yerleşmesi aşamasında batılı devletler ve kurumlar ile Oryantalizmin rolü bütün çıplaklığı ile ortadadır.

Osmanlı’nın son dönemlerinde ve günümüzde, Türk halkına Oryantalist bakışın “bölücü yaklaşımı” bizde olduğu gibi birçok ülkede etnik çatışmaların ve terörün temel nedeni olmuştur. Sömürgeciliğin keşif kollarından sayılan oryantalizm, doğu dilleri ve tarihi üzerinde çalışırken, batı kontrolünün sürekliliği, bu ülkelerin daha yoğun ve güvenli sömürülmesi için, tarihi, sosyal, etnik, demografik ve kültürel yapıları konu alan araştırmalarda yoğunlaşmıştır. Bazı olumlu faaliyetlerinin yanında, oryantalizm, sömürgeci bakış açısı doğrultusunda sonuçlar üreterek 20. yüzyılda birçok Asya ve Afrika ülkesinde terörizmin kaynağını oluşturmuştur.

Toplumların etnik ve dini özellikleri, kültürel farklılıkları, genellikle çatışmaların, ayrılıkçı ve terör hareketlerinin dayanağı olarak kullanılmış, desteklenmiştir. Bu durumu tespit eden birçok batılılar da bu yaklaşıma, yani terör üreten sürece tepki göstermiştir. Özellikle sosyal bilimlerin geri kaldığı ülkelerde, batılı araştırmacıların bu ülkelerin tarihi, dili, sosyal ve ekonomik gerçekleri ile ilgili yaptıkları araştırmalar önemli bir açığı kapatma yolunda atılan adımlardır. Bu arada bazı gerçekler abartılırken veya saptırılırken bunu yapan araştırmacıların hepsinin önyargılı olduğunu, ilgilendiği ülkeleri daha fazla sömürmek veya sömürüyü sürekli kılmak ve etnik çatışmalara zemin hazırlamak için bu yolu seçtiklerini de söyleyemeyiz. Ancak bu sonuçların ortaya çıkmasında, bilimsel hata ve kullanılan metotlardan kaynaklanan bulguların yanında, araştırmayı gerçekleştirenlerin sahip oldukları kültür ve değerler sisteminin farkında olmadan hatalı, taraflı, önyargılı tavrı etkili olmuştur. Sonuçta saptırılan gerçekler ile ulaşılan birikimler, terör hareketleri, iç savaşlar, bölgesel ve etnik çatışmalarda sonuna kadar kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Her alanda olduğu gibi Güneydoğu, Kuzey Irak, Kürt kimliği, etnik yapı, Kerkük, Telafer gibi coğrafi, etnik, linguistik konularda ayrıcalıklı uzman olmak için, ABD, İngiltere vb. yerlerde eğitim şarttır. Bu çevrelerin ürettiği oryantalist saptırmalar ise gerçekleri ortaya koymaktan çok, emperyalist güçlerin bölgede varlığı ve çıkarlarını garanti etme amacına yöneliktir.

Çare olarak bilgi toplumu veya Oksidentalizm gibi konuları başka yazılarımızda ele alalım.

Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya

Marmara Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı

NOT: Bu yazı Prof.Dr.Alaeddin Yalçınkaya’nın özel izni ile yayınlanmıştır.

Yazarın Tüm Yazılarını Görmek İçin TIKLAYINIZ